Merhaba, ben Cansu. Haziran 2022’de eşim ve 9 aylık kızımızla birlikte Hollanda’ya taşındık. Ailecek çıktığımız bu heyecanlı yolculukta güzel deneyimler biriktirirken bu anları unutmamak ve aynı yolculuğa çıkacak olanlarla deneyimlerimizi paylaşmak için bu sayfayı açtım. Keyifli okumalar!

Brüksel Seyahati

Ekim ayında 3 günlük bir Brüksel gezisi yaptık. Kabarık bir gezilecek yerler listesi ile gittik. Listenin tamamını olmasa da çoğunu gördük. Hava da şansımıza güneşli idi ve keyifle gezdik. 3 gün dolu dolu yetti bize hatta biraz daha sıkıştırılmış bir programla 2 gün de yeterdi.

Amsterdam Central Station’dan tren ile tam 3 saatte Brüksel’e geldik. Brüksel Midi Station’da indik. Otelimize 30 dakika yürüme mesafesi vardı. Tren istasyonundan metro ile de ulaşım var şehir merkezine ama biz mesafe çok uzak olmadığı için yürümeyi tercih ettik. Sonradan biraz pişman olduk çünkü etraf pek tekin gözükmüyordu ve yol biraz yokuşluydu. Bebek arabası ve bavulla yokuş çıkmak bir hayli yorucu oldu. İlk önce konaklamamızı yapacağımız Novotel City Centre (linki burada)’ye gidip otele girişimizi yaptık. Biz tam 2 gece konaklama yaptık ve otele gerçekten de bayıldık. Konumu Grand Place ve diğer turistik bölgelere yürüme mesafesinde. Hiç metro kullanmadık bu nedenle. Çok temiz ve tam çocuklu ailelere uygun bir oteldi. Lobide çocuk oyun alanı bile vardı. Fiyat olarak da benzerlerinden daha uygundu. Brüksel’e gidecekseniz eğer mutlaka burada kalmanızı öneririm. 

Şimdi gün gün sırası ile gezdiğimiz yerleri anlatmaya başlıyorum:)

1- Grand Place

    Otele eşyalarımızı bıraktıktan sonra doğruca Grand Place’e gittik. Burası şehrin ana meydanı ve Brüksel’in en turistik yeri. Kocaman bir meydan ve 1998 yılından beri UNESCO koruması altında. Meydanda eski belediye binası Town Hall (Hotel De Ville) yer alıyor. Bu yapı, ortaçağda inşa edilen ve ayakta kalan tek yapı. Biz gittiğimizde burada üniversite mezuniyet töreni vardı. Tam karşısında Kral’ın Evi (Maisun du Roi) bulunuyor. Brüksel Şehir Müzesine ev sahipliği yapıyor. Bu meydanda sıra sıra tarihi evler bulunuyor. Bunlar zamanında tüccarlar tarafından ev veya dükkan olarak yaptırılıp kullanılmış. Günümüzde ise cafe, restoran veya mağaza olarak kullanılıyor.  Biz hem gündüz hem de akşam gittik meydana. Her gidişimizde çok kalabalıktı ama akşam ışıklandırma altında meydanda cafelerde içecek alıp oturmak çok keyifli oluyor. Fiyatlar turistik bölge olduğu için biraz yüksek ama bir kere meydanda oturup hotel de ville’ye karşı bir keyif yapmak lazım diye düşünüyorum.

2- Musee de la Ville de Bruxelles

     Meydanı biraz turladıktan sonra Brüksel Şehir Müzesini gezdik. Zaten tam Grand Place’te yer alıyor. Burası Brüksel’in şehir tarihini anlatan bir müze. Giriş kişi başı 10 Euro. İçerisi çok büyük değil gezmek maksimum 2 saat alır. Bence buraya gelmişken görmeye değer bir müze.

3- Mont des Arts

     Müzeden çıktıktan sonra doğruca Mont des Arts’a yürüdük. Burası şehir manzarası olan bir park. Yalnız ne yalan söyleyeyim fotoğraflarda daha güzel görüyordum gerçeği biraz beni hayal kırıklığına uğrattı. Yine de yol üstünde görüp hatta yorgunsanız merdivenlere oturup mola verebileceğiniz bir yer.

4- Palais Royale

Listemizde sırada Palais Royale yani Kraliyet Sarayı vardı. Günümüzde kraliyet ailesi burada yaşamıyor sadece idari işler için kullanılıyor. Aktif olarak kullanıldığı için yılın büyük bölümünde ziyarete kapalı. Temmuz ve Eylül ayları arasında ziyarete açık. Biz Ekim ayında gittiğimiz için ziyaret edemedik malesef sadece dışarıdan binayı gördük.

5- Cathedrale des Saints Michel et Gudula

     Sıradaki durağımız en çok merak ettiğim ve en çok beğendim yer oldu. Avrupadaki katedral yapılarını genelde çok beğenirim zaten ama burası muhteşem. Brüksel’in koruyucu azizleri St Michel ve St Gudula’ya adanan bu yapı şehrin en görkemli yapılarından biri. Kilisenin tamamlanması tam 400 yıl sürmüş.  Victor Hugo tarafından “gotik tarzın en saf çiçeklenmesi” olarak adlandırılmış. İçerisi ücretsiz gezilebiliyor. Burayı muhakkak görün bence. Tam karşısındaki parkta da muhteşem bir sonbahar manzarası vardı.

6- Galeries Royales Saint-Hubert

     İlk günün son durağı Galeries Royales Saint-Hubert oldu. Burası dünyanın ilk alışveriş merkezlerinden biri. İçeride yanyana dizili mağazalar, restoranlar ve çikolatacılar var. Mağazalar biraz lüks ve fiyatlar yüksek ama alışveriş amaçlı olmasa bile bu yapı gelip görmeye değer.

7- Musee des Instruments de Musique

     İkinci günümüze harika bir kahvaltıdan sonra müzik enstrümanları müzesinde başladık. Aslında ilk gün gittik ancak kapanmasına 1 saat vardı ve görevli gezmek en az 2 saat sürer diye almadı.  Müzenin bazı bölümleri kapalıydı bu nedenle uzun sürmedi gezmemiz. Müzik enstrümanlarına ilginiz varsa burayı görmenizi tavsiye ederim. Giriş kişi başı 15 euro. Girişte görevliden istediğiniz takdirde size ücretsiz audio guide veriyorlar. 

8- Murallar

     Müzeden çıktıktan sonra sokaklarda biraz muralları takip ettik. Brüksel’in çizgi roman sevgisi sokak duvarlarına yansımış resmen. Yolda yürürken birden karşınıza bu murallar çıkıyor. https://www.visit.brussels/en/visitors/what-to-do/brussels-the-comic-strip-capital bu internet sitesinde nerede ne var görebiliyorsunuz. Biz de birkaçını takip ettik buradan.

9- Manneken Pis

     Burası rotada yoktu ama yemeğe giderken müthiş bir kalabalığa denk gelince merak edip baktık ve karşımızda İşeyen Çocuk Heykelini gördük:) Neden yapıldığına dair çeşitli hikayeler olsa da bu heykel “Dünyanın En Hayal Kırıklığına Uğratan Turistik Noktaları” listesinde 3. sırada. Bence özel olarak gidip görmeye değmez, yol üzerinde denk gelirseniz görebilirsiniz çünkü bence bir anlamı yok gerçekten. Bu küçük heykelin 800’den fazla özel dikilmiş kıyafeti var ve her gün başka bir kıyafet giydiriliyor. Orijinali meydanda değil, Brüksel Şehir Müzesi’nde. Önünde inanılmaz bir turist kalabalığı var ve Brüksel ile alakalı satın almak istediğiniz çoğu objede resmi var. Hatta üzerinde bu heykelin resmi olmayan bir obje bulmak çok zor. Mesela harika bir fincan beğendim ama üzerinde kocaman bu heykel var diye almadım bence çok saçma çünkü:)

10- Comics Art Museum

     Sıra geldi son gün rotasına. Biraz yemeli içmeli geçen bu güne Comics Art Museum’u dahil ettik. İyi ki de etmişiz çünkü çok beğendik. Burası çizgi roman temalı rengarenk bir müze. Belli başlı çizgi roman karakterleri ve çizgi romanın tarihi anlatıyor. Çocukların da bolca ilgisini çekeceği bir yer. Biz gezerken Defne uyuyordu tam çıkacağımız zaman uyandı biz de özellikle müzedeki “The Smurfs” bölümünü seveceğini düşündüğümüz için geri dönüp bir tur daha gezdik. Gerçekten de çok sevdi 🙂 Çıkışta da güzel bir mağaza var ancak fiyatlar yüksek. Yine içeride çok tatlı görünen bir cafe var ama trene yetişeceğimiz için oturmadık. 

Yukarıda bahsettiklerim bizim gezip gördüklerimizdi. Bir de listemde olup da göremediklerimiz var onları da aşağıya ekliyorum.

  • Musees Royaux des Beaux Arts de Belgique (Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi)
  • Parc de Bruxellas (Brüksel Şehir Parkı)
  • Cinquantenarie (Müzeler ve anıtlardan oluşan park alanı)
  • Place du Jue de Balle (Dünyada 365 gün açık olan tek antika pazarı)
  • Atomium
  • Musee du Cacao et du Chocolat (Kakao ve çikolata müzesi)
  • Autoworld (1890’lardan günümüze kadar araçların sergilendiği müze)

Biraz da yeme-içme kısmından bahsetmek istiyorum 🙂 Belçika dendiğinde akla patates, çikolata, waffle, midye ve bira geliyor. Biz de sırasıyla denedik hepsinden. Aşağıda deneyimlediğimiz yerleri listeledim.

1- Patates Kızartması

Belçika dendiğinde akla ilk gelen yiyeceklerden birisi patates kızartması. En iyi patates kızartması yapan yerin Fritland olduğunu duyunca hemen denemeye geldik. Gerçekten çok iyiydi. Başka bir yerde denemedik o nedenle kıyaslama yapamıyorum ancak buradaki çok güzeldi. Yalnız biz aç olduğumuz için bir de hamburger yedik ama o çok kötüydü. Kesinlikle önermem. Popüler bir yer olduğu için önünde sürekli uzun kuyruklar var ama beklemeye değer. Sadece patates kızartması alın ama hamburgere bulaşmayın 🙂

2- Çikolata

Bu işte en sevdiğim kısım:) Brükselde çok fazla çikolatacı var ancak hepsi orijinal belçika çikolatası değil. Orijinaline “Belgian Praline” deniyor ve bazı dükkanlarda satılıyor. Bu dükkanlar; Leonidas, Pierre Marcolini, Mary Chocolatarie, Neuhaus. Biz Leonidas ve Pierre Marcoliniden denedik ve çok sevdik gerçekten. Hatta Leonidas’ın bir şubesi bizim Haarlem meydanında da varmış, denk gelince çok sevindim:)

3- Waffle

En sevdiğim ikinci kısım:) Ancak bu waffle tam bizim bildiğimiz gibi yoğun çikolata soslu ve bol meyveli değil. Öyleleri de satılıyor tabi ama gerçek Brüksel waffle ı sade ve üzerine az pudra şekeri ile yeniyor. Dikdörtgen şeklinde oluyor ve nispeten hafif bir tatlı. Brükselde en iyi waffle yapan yer Maison Dandoy. Biz de Galeries Royales Saint-Hubert’in içerisindeki şubesinde denedik ve çok beğendik. Waffle denemek istiyorsanız eğer kesinlikle burada deneyin.

4- Midye

Midye satan çok restoran var Brükselde ancak en çok önerileni meşhur Chez Leon. Her meşhur yer gibi buranın da önünde uzun bir kuyruk var ancak çok akşama kalmadan daha erken saatlerde giderseniz yer bulabilirsiniz. Biz ilk gittiğimiz akşam yer bulamadık ama ertesi gün 16:00 civarı gittiğimizde bulduk. Yengeç, midye ve kroket yedik burada ve çok beğendik. Özellikle yengeçe bayıldık. İçerisi de çok güzel, garsonlar bayağı ilgili. Masalarda daha önce buraya gelen ünlülerin isimleri yazıyor.

5- Bira

Belçika biraları ile ünlü ama en ünlü bira vişne aromalı “Kriek“. Denemek için de önerilen en popüler yer A La Mort Subite. Daha önce vişne birasını Hollandada denemiştik ancak Belçikadakini daha çok sevdik. A la mort subite de çok tatlı bir mekan. Genelde kalabalık ancak biraz erken saatlerde gitmekte fayda var.

6- Sıcak Çikolata

Meydanda bolca sıcak çikolatacı göreceksiniz ancak Le Comptoir de Mathilde‘de en lezzetlisi satılıyor. Ayrıca sıcak çikolata almasanız bile bir girip dükkanın içini görün, çok tatlı.

7- Kahvaltı

Gitmeden önce iyi kahvaltı yapacağımız yerleri araştırmıştım ancak duyduğum cafelerde yer bulamayınca karşımıza tesadüf çıkan cafelere girdik ve çok beğendik. İlk gün Le Cafe du Sablon‘da çok lezzetli pankek yedik. İkinci gün de Galeries Royales Saint Hubert’in yanındaki Lloyd Cafe‘de belgian pancake yedik. Orayı da çok beğendik ancak turistik bir bölgede olduğu için çok kalabalıktı ve neredeyse 1 saat siparişimizin gelmesini bekledik. İkisini de fotoğraflamamışım açlıktan:) Özellikle Lloyd Cafe’deki pancake bayağı bir tatlı bombasıydı.

Bizim 3 günlük Brüksel gezimiz böyleydi. Brüksel insanlara genelde soğuk ve kasvetli gelir. Evet biraz kasvetli bir şehir. Meydanı dışında tarihi yapıları pek yok. Bazen girdiğiniz ara sokaklarda kendinizi tedirgin hissedebiliyorsunuz ama yine de sevdik biz. Tekrar gelir miyiz, bilmiyorum. Özellikle bir gezi planı yapmayız belki yakın zamanda ancak yolumuz düşerse Chez Leon’da bir midye yiyip üzerine Grand Place’te bir bira keyfi yaparız diye düşünüyorum:)

Eklemek istedikleriniz varsa yorum olarak bırakabilirsiniz. Gezimizi daha detaylı görmek isterseniz, instagram profilimde (cansukeklikkiran) sabit hikayelerime bakabilirsiniz. Görüşmek üzere 🙂

Yorum bırakın